ankara escort, kayseri escort, kayseri escort, escort bayan
W3vina.COM Free Wordpress Themes Joomla Templates Best Wordpress Themes Premium Wordpress Themes Top Best Wordpress Themes 2012

Home » Lütfü Kırayoğlu » Cumhuriyetin “Fetret” Devri

Cumhuriyetin “Fetret” Devri

 

ltf“Fetret Devri” tarihimizde, Yıldırım Beyazıt’ın Timur orduları karşısında yenilgisinden sonraki kargaşa dönemi olarak bilinir. 1402 yılındaki Ankara savaşından sonra Beyazıt’ın 5 oğlu arasında çıkan taht kavgasının sonucu Osmanlı devletinin kuruluşunun üzerinden 100 yıl geçmeden parçalanmaya ramak kalmasının adıdır.

Saltanat kavgası ilk önce Beyazıt’ın beş oğlundan dördü arasında sürer. Her ne kadar 1402-1413 yılları arasında sürdüğü söylense de, daha sonra beşinci oğul Mustafa’nın da “düzmece Mustafa” olayı ile kavgaya katılması ile yıllar boyu devam edecektir. Bu kardeş kavgasını önlemek adına kavgayı kazanan Çelebi Mehmet’in torunu Fatih Sultan Mehmet tarafından çıkartılan ünlü Fatih Kanunnamesi, taht kavgasını önlemek adına tahta çıkanın kardeşlerini öldürmesini getiren katı kuralı koymuş, buna rağmen yüz yıllar boyu kardeş kavgası son bulmamıştır.

Tarih bilincinden yoksun olanlar ise “fetret devri”ni 1402-1413 arasındaki 13 yıldan ibaret zannetmişler, “fetret devri” konusunda hiçbir bilgiye sahip olamamışlardır.

“Fetret devri”nde Beyazıt’ın oğullarından her biri devletin ayrı bir bölümünde saltanatını ilan etmiş, Osmanlı devletini çökertmek isteyen Bizans, Papalık, Venedikliler ile Karamanoğulu, Germiyanoğlu, İsfendiyaroğlu gibi beyler de farklı kardeşleri destekleyerek iktidar kavgasının parçası olmuşlardır. Sonuçta Çelebi Mehmet Osmanlı birliğini yeniden sağlasa da bu kavgada en zararlı çıkanlar, nerede, nasıl tavır alacağını bilmeyen ünlü Osmanlı paşaları olmuş, pek çoğu bu hesapsızlık nedeniyle sadece gücünü değil “kellesini” de yitirmiştir.

Günümüz Türkiye’sinde de Cumhuriyete son vermek isteyenler, çoğunlukla emperyalizmin desteğini de arkalarına alarak kendi egemenlik bölgelerinde iktidarlarını ilan etme peşindedir. Tıpkı “fetret devri”nde Bursa’da, Edirne’de, Amasya’da, Kütahya’da ayrı devletçiklerin egemenliklerini ilan ettikleri gibi…

Bu gün de dış destekli bölücü örgütün ülkenin Güney-doğusunda egemenliğini ilan etmeye kalkışması gibi. Ya da, aslında bir tarikatlar koalisyonu olan AKP iktidarının içindeki F tipi örgütün devlet kurumlarının en önemlilerini bir dönem işgal edip Türk Silahlı Kuvvetlerini tasfiye edip ardından Cumhuriyete son vermeye kalkışması gibi…

Bu arada bazı kişiler de kenarda sıranın kendilerine gelmesini sinsice beklemektedir.

En acınacak duruma düşenler ise başta muhalefet partileri olmak üzere, bazı sözde aydınlar ile sözde solcular, besleme köşe yazarlarıdır. Sıklıkla, izledikleri rotadan çark etmekte, her gün biri “yanıltıldık” diyerek ağlamaklı açıklamalar yapmaktadır. Tıpkı “fetret devri” Osmanlı paşaları gibi…

Her ne kadar şimdilik kelle kaybı olmasa bile kimisi koltuklarını, kimisi şirketini, kimisi partideki makamını, kimisi gazetedeki köşesini kaybetmekte, yurt dışına kaçamayanların bazıları soluğu Silivri’de alırken birçoğu için de şimdilik yurtdışı çıkış yasağı konmaktadır.

Osmanlı hayranı olduğu halde Osmanlı tarihini bilmeyenler için “fetret devri”nin en hazin hikayelerinden birini anımsatalım:

Timurtaş ya da Demirtaş, Paşa Osmanlı döneminin en büyük komutanlarından biridir. Osman Gazi’nin arkadaşlarından Aykut Alp’in oğlu Kara Ali lakaplı Emir Ali’nin oğludur. Süleyman Paşa ile birlikte sallarla Gelibolu’ya geçen ilk komutanlar arasındadır. Marmara denizinden Tuna nehrine, Bosna’ya kadar bütün Rumeli’yi fethetmiş 20 yıl Rumeli Beylerbeyi görevini sürdürmüştür. Osmanlı devletinde pek çok yenilik arasında devşirme askerliği ilk getiren paşadır.  Ankara savaşından sonra Edirne’de saltanatını ilan eden Süleyman Çelebi safına yer almış ancak Çelebi Mehmet Kuvvetleri ile Süleyman Çelebi kuvvetleri arasındaki Uluabat savaşında en yakın adamlarının ihanetine uğrayarak yaralanmış ve esir düşmüştür. Kafası kesilerek Edirne’de bulunan Süleyman Çelebi’ye gönderilmiş, savaştan galip çıkan Çelebi Mehmet’in “atın köpeğin leşini hendeğe” sözü üzerine o zaman Bursa surlarının dışındaki, şimdi Çakırhamam semtindeki hendeğe atılmıştır.

Şimdi, Çakırhamam semtinde modern bir türbesi ve yanında kitabesi vardır. Ancak bu mezarda Timurtaş Paşa’nın sadece gövdesi yatmaktadır. Türbenin üzerinde ise “Gazi Timurtaş Paşa” yazmaktadır. Bursa’da ayrıca bir de Demirtaşpaşa Mahallesi vardır. Bu semt Timurtaş Paşa türbesinin 1 km doğusundadır ve burada bir Demirtaş Camii, Demirtaş Hamamı vardır. Bursalıların çok büyük bir kısmının bilmediği gerçek ise Timurtaş ile Demirtaş paşanın aynı kişiler olduğu ve Paşanın “kellesi”nin burada gömülü olduğudur. Paşanın oğulları 1403 yılında babalarının başını Edirne’den getirterek adını taşıyan bu caminin yanına gömdürmüşlerdir. Bu nedenle Timurtaş Paşanın mezarı iki yerdedir.

Demirtaş Camii Bursa’nın en ilginç camilerinden biridir. Kitabesinde yazılanlar doğru mudur bilinmez. Belki de inşaata başlama tarihi olarak üzerinde 1396 tarihi yazılıdır. Bu caminin minaresi camiden epey ayrı şekilde altıgen biçiminde oturtulmuş altı ayak üzerinde yükselmekte ve altında bir şadırvan bulunmaktadır. Camiden ayrı tek başına duran minare belki de paşanın hazin sonunu, gövdesinden ayrı yatan başını temsil etmektedir.

Cumhuriyete “fetret devri” yaşatan Osmanlı hayranları, bölücüler, sözde aydınlar, sahte solcular ve kendilerine sıranın gelmesi için ellerini ovuşturarak bekleyen, yanlış yerde saf tutanlar tarihimizdeki bu hazin örneği öğrenseler iyi olur…

 

 

© 2018 Ayrıntı Gazetesi · RSS