Home » Yazarlar » Gecikmiş bir ziyaret

Gecikmiş bir ziyaret

İstanbul'da yaşayıp da İstanbul'da gezip görülecek yerlere gitme konusundaki erteleme hastalığından nasibimi almışım anlaşılan. Böyle olmasa altı senedir Aşiyan Müzesine gitmemiş olmamın başka izahı olamaz çünkü.

Bir sohbetimiz sırasında Tevfik Fikret Müzesine gitmediğimizi birbirimize utana sıkıla söylediğimiz dört öğretmen arkadaş güneşli, aydınlık bir günün sabah saatlerinde İstanbul'un Anadolu Yakası'nın en ucundan Aşiyan'a gitmek için yola çıktık geçen hafta. Öğlene doğru Bebek'e vardık. Boğaz'ın turkuaz suyundan gözümüzü alamadan büyülenmiş gibi sahildeki yürüyüşümüzün ardından soldaki dik yokuşun başına geldik. Başladık yokuşu çıkmaya. Sağımızda Orhan Veli, Turgut Uyar, Edip Cansever, Attila İlhan, Abidin Dino, Tezer Özlü ve daha nice ünlü isim ebedi istirahatta. Daha yokuşun başında edebiyatın, tarihin havası bürüdü bizi ama hava çok sıcak, yokuş dik, sularımız bitmiş… Sonunda "Aşiyan Müzesi" yazan tabelanın önüne vardık ki burada da yeni bir yokuş bekliyordu bizi. Demirden kemerli "Aşiyan Müzesi" tabelasının altından geçtik. İki tarafı ağaçlı yokuşta kuş sesleri eşliğinde yürümeye devam ettik bundan yüz yıl evvel burada kimlerin yürüdüğünü düşünerek ahşap beyaz evin bulunduğu bahçeye vardık. Cennet böyle bir yer olmalıydı! Boğaz'ın eşsiz manzarası, rengarenk çiçekler, upuzun ağaçlar, tatlı tatlı esen rüzgâr… Duyduğumuz hayranlığı ifade edecek cümleleri bulamayıp birbirimize bakarken "Hoş geldiniz, yoruldunuz. Korulukta biraz soluklanın." dedi bir beyefendi bize. Bu bey kendisini tanıtmadı fakat biz onu tanıyorduk ulusal basında bu müze ile ilgili haberlerden. Bu mütevazı beyefendi, müzenin yöneticisiydi. İkram edilen suları içtik, evin önündeki cömert dut ağacından nasiplendik. Kuş sesleri… Birbirimizle pek fazla konuşmadan büyülenmiş gibi oturduk Boğaz manzaralı korulukta bir saat kadar.  Belki de daha fazla… Bilemiyorum. Burası zamanı bükebilen bir mekan.

 Gecikmiş bir ziyareti nihayet gerçekleştirmek üzere ağaçların altından bir asır önce Tevfik Fikret'in yaşadığı ahşap beyaz eve yöneldik. Derinden bir saygı ve heyecan içinde kapıdan adımlarımızı attık. O andan itibaren bir tarih panoramasının içindeydik artık. Girişte hemen solda büyük şairin bal mumu heykeli karşıladı bizi. Heyecanımız katlandı ve evet, gözlerimiz doldu… Bu bal mumu heykel o kadar gerçekçiydi ki! Heykelin bu denli gerçekçi olmasını sağlayan ise Ressam Mihri Müşfik Hanım'ın Türkiye'de bir ilk niteliğindeki çalışması. Yazarın vefatının hemen ardından yüzünün kalıbı alçı ile alınıyor ve bu kalıp da yazarın yatak odasında hâlen sergileniyor. Tevfik Fikret'in bal mumu heykelinin hemen yanında Abdülmecit Efendi'nin eseri olan olağanüstü bir tablo var. Bu tablo, Tevfik Fikret'in "Sis" adlı şiirinden etkilenerek yapılmış.

Planı Tevfik Fikret tarafından bizzat yapılan ev üç katlı. Giriş kattan alt kata indiğimizde birkaç bölüm ve yemek odasını görüyoruz. Eşyalar orijinal hâliyle ve şairin fotoğraflarında gördüğümüz dekoruyla korunmuş. Yüz yıl önce o masada nice sanatçının, nice fikir insanının ağırlandığını hissetmek çok özel. Evin bölümlerinde Namık Kemal, Abdülhak Hamit Tarhan, Nigâr Hanım gibi edebiyatımızın mihenk taşı şairlerine ait eşyalar, fotoğraflar da sergileniyor. Giriş kattan yukarı çıktığımızda ise şairin çalışma odası, kütüphanesi ve yatak odası bizi karşılıyor. Evin bütün duvarlarında çok değerli tablolar, fotoğraflar… Bu tarihi panoramanın olağanüstü etkisinden bir an olsun çıkmak mümkün değil.

 Evde ziyaret ettiğimiz son yer, şairin ebediyete göçtüğü oda. O meşhur pencereye yönelmeden önce odanın duvarına oyulmuş camekân içindeki defter dikkatimizi çekiyor. Şairin vefatının üçüncü yılında burayı Tevfik Fikret hayranı ve o vakitler genç bir subay olan Mustafa Kemal de ziyaret ediyor ve anı defterinde onun imzasını görüyoruz. Bu anı defterinde Mustafa Kemal'in imzasını görmek duygulandırıyor.

 Müzenin tecrübeli rehberi olan beyefendi her ziyaretçiye aynı özen ve ilgiyle bilgiler veriyor. Müzenin yöneticisi her ziyaretçi ile ilgileniyor, müzenin güvenlik görevlisi son derece nazik bir insan. İşini severek ve çok iyi yapan insanların böylesine değerli bir mekanda çalıştıklarını bilmek beni mutlu ediyor. İçinde bulunduğumuz ve ne yazık ki bazı değerlerin yozlaştığı bu çağda birkaç saatimizi aydınlanma çağımızı başlatan insanların hatıralarıyla geçiriyorum kıymetli üç arkadaşımla beraber.

 Ziyaretimi tamamlarken İstanbul'un eşsiz manzaralarından birine sahip pencerenin önündeyim. Bir asır önce Tevfik Fikret neler düşündü bu pencereden İstanbul'a bakarken? "Sis" adlı şiiri, "Han-ı Yağma" adlı şiiri ve daha niceleri… Aklımda nice şiirler, tarihe damgasını vurmuş sloganlar ve elbette Mustafa Kemal'in "Geldikleri gibi giderler." sözü…

 Bu ziyareti bu kadar ertelemiş olmamın mahcubiyeti yerini bunu nihayet gerçekleştirmiş olmamın huzuruna bırakıyor. Yokuş aşağı ağır adımlarla iniyorum. Günümüzü düşünüyorum, bir an umutsuzluğa kapılacak gibi oluyorum sonra

"Göz yumma güneşten, ne kadar nûru kararsa

Sönmez ebedî, her gecenin gündüzü vardır." dizeleriyle kendime geliyorum. Elbet sabah olacak! 

© 2022 Ayrıntı Gazetesi · RSS