Her şey olup bitmiş, açıklama yapılmış, fotoğraflar paylaşılmıştır.
Cümlenin sonu şöyle biter.
“… katılım sağladık.”
*
Bu ifadede, Ne yaptınız? Nasıl yaptınız? Ne değiştirdiniz? Sorularının yanıtı yoktur,
Bunların hiçbirini bilmeyiz.
Çünkü “katılım sağladık” demek, bir şey söyleyip hiçbir şey anlatmamaktır.
*
Bu ifade son yılların en güvenli sığınağı oldu.
Sorumluluk almaz, iddia taşımaz, risk içermez.
Oradaydık dersiniz ama nasıl, ne için olduğunuzu söylemez, karanlıkta bırakırsınız.
Oysa Türkçe yalın bir dil. “Katıldık” demek yeterlidir.
Ama yetmezmiş gibi “sağladık” eklenir.
Neyi sağladınız?
Katılım zaten bir sonuçtur; ayrıca “sağlanacak” bir şey değildir.
*
Toplantıya katılım sağlanmıştır; fakat masaya ne koyulduğu söylenmez.
Katılım sağlanmıştır; fakat bir satır öneri yoktur.
Bu dil tesadüf değil.
Yapmaktan çok yapmış gibi durmanın dilidir bu.
Bir de şu rahatlığı var: Kimse itiraz edemez.
Çünkü ortada itiraz edilecek somut bir şey yoktur.
Ne savunduğunuz belli, ne karşı çıktığınız.
“Katılım sağladık” dediğiniz anda, tartışmadan da, sorumluluktan da sıyrılırsınız.
*
“Görüş bildirdik” dersiniz. “İtiraz ettik” dersiniz. “Öneri sunduk” dersiniz. “Karara katkı sağladık” dersiniz.
Ancak, bunlar risklidir; çünkü sorarlar; Ne önerdiniz? Nasıl katkı sağladınız? Diye.
Ama zaten mesele tam da budur.
“Katılım sağladık” ile biten her metin, biraz da şunu söyler:
Buradaydık ama taraf olmadık.
Göründük ama sorumluluk almadık.
*
Sorulması gereken asıl soru ise şudur:
Katılım mı sağlıyoruz, yoksa yalnızca cümle mi dolduruyoruz?