Meclis oturumlarında ya sivil toplum kuruluşları tarafından düzenlenen toplantılarda konuşma yapmak için söz alan kişilerin kendilerine verilen süre içinde konuşmalarını tamamladıkları nadiren görülen bir şeydir.
Kürsüye adeta tırnaklarını geçiren konuşmacı, narsistik bir savrulma içinde kendisini zorla dinlettirmeye çalışır. Toplantıyı yöneten kişinin: “Süreniz bitti, lütfen toparlayın!” sözlerine aldırmaz.
Yıllar önceydi. Eğitim sorunlarının tartışılacağı bir toplantıya konuşmacı olarak davet edilmiştim.
Beş kişilik konuşmacı listesinde son sıradaydım. Her konuşmacı on beş dakika konuşacaktı. Toplantının ikinci bölümünde ise dinleyicilerden gelecek soruları yanıtlayacaktık.
Benden önce kürsüye gelen dört konuşmacı, sanki kendilerine bir konuşma süresi verilmemiş gibi egolarına yenik düştüler.
Konuştukça konuştular. Konuşmaları uzadıkça dinleyicilerin dikkati, sabrı ve enerjisi tükenmeye başladı.
Konuşma sırası bana geldiğinde salonun dörtte üçü boşalmıştı.
Susmak bilmeyen ve başkalarının hakkına saygı göstermeyen bu dört kişiyi dinleyiciler karşısında protesto ederek konuşma yapmadan salondan ayrıldım.
Ben bu toplantıya hazırlıklı gittim. Birçok kaynaktan veri topladım, notlar aldım, konuşma planı yaptım, zaman ayırdım, emek verdim. Oysa onlar hazırlıksızdı.
Doğaçlama yaparak konuştukları için asıl konuyu dağıttılar, amaçtan uzaklaştılar ve dinleyicilerle göz teması kuramadılar, onları aktif duruma getiremedikleri için etkileyemediler.
Kendilerini zorla dinletmeye çalıştılar. Toplantıyı yöneten kişi tarafından birkaç kez uyarılmalarına karşın konuşmaya devam ettiler.
Toplantının akışını bozdular ve İşin tadın kaçırdılar. Tek yaptıkları iş egolarını tatmin etmekti.
Böyle İpe sapa gelmez konuşmalarla enerjisi sömürülen dinleyici çareyi salonu terk etmekte buldu.
Yurdum insanı, konuşma konusunda dengeyi tutturamıyor. Ya hiç konuşmuyor ya da çok konuşuyor.
Konuyu dağıtıkça amaçtan uzaklaşıyor. Az ve öz konuşmayı beceremiyorlar.
Halkımız çok konuşan ve genellikle boş konuşan bu insanları: “Aldı sazı eline! sözüyle tarif ediyor ama dinleyen kim!
Konuşmacıların pek çoğunda zaman bilinci, konuşma disiplini yok. Kendisinden sonra konuşma yapacak kişinin emeğine ve hakkına saygısız.
Bu tip konuşmacılara şunu hatırlatmak gerekiyor: İyi bir konuşma ne kadar uzun konuştuğumuzla değil, bıraktığımız etkinin derinliği ile ölçülür.
Ciddi organizasyonlarda böyle durumlara izin verilmiyor. Toplantıyı yöneten kişi: “Son bir dakika” hatırlatmasını yaptıktan sonra, konuşmacıya bir ya da iki dakika toparlama süresi veriyor.
Verilen ek süre bittiği an konuşma kesiliyor.
Bazı ülkelerde etkin şekilde uygulanan bir teknik daha var: Konuşmacının önüne süreyi belirten dijital bir saat konuluyor ve bu saat geri sayıyor.
Süre bittiğinde konuşmacı uyarılıyor ya da zil çalıyor. Konuşmacı uyarıyı dinlemiyorsa bu kez hafif bir müzik çalmaya başlıyor. Konuşmakta ısrar ediyorsa bu kez müziğin sesi yükseltiliyor ve konuşmacının sesi duyulmaz oluyor.
İyi bir konuşma, verilen süreye sığdırabildiğimiz konuşmadır. Bunun için hazırlık yapmak gerekir.
Konuşmayı süresi içinde tamamlamayan, sonra da çıkıp: “Kusura bakmayın! Konuşmayı biraz uzattım.” diyen, kişiye: “Kusura baktım! deyin ve ekleyin:
Bu kadar saygısız, bu kadar özensiz, bu kadar sorumsuz olmaya hakkınız yok.