Cumhuriyet’in ilk yıllarına baktığımızda, kadınların toplum hayatındaki yerini genişletmek için verilen büyük bir mücadele görürüz.
1923’ten itibaren kadınlara alan açan, kadın olmadan kalkınmanın, gelişmenin ve sosyalleşmenin mümkün olmadığını söyleyen bir lider vardı.
Atatürk, yalnızca söz söylemekle kalmadı.
Öğretmenler yetişsin, idealist kadınlar topluma yön versin diye çaba gösterdi. Bu çabaların sonucu olarak meslek sahibi ilk kadınlar birer birer mezun oldu. Cumhuriyet’in kuruluş hikâyesinde kadınlar sadece izleyici değil, doğrudan kurucu unsur olarak yer aldı.
Kısacası Atatürk, Yeni Türkiye’yi kadınlarla birlikte kurdu.
*
Ancak yıllar ilerledikçe bu tablo giderek değişmeye başladı.
Kadının gerek aile içindeki gerekse toplumsal yaşamdaki konumu gerilemeye başladı.
Oysa Atatürk yıllar önce şu soruyu sormuştu:
“Nüfusun yarısı zincirlerle bağlıyken öteki yarısı nasıl yükselebilir?”
Aradan geçen onca zamana rağmen bu sözün anlamını gerçekten kavrayabildiğimizi söylemek zor.
Bugün siyasete baktığımızda da benzer bir tabloyla karşılaşıyoruz.
Kadın kotasına karşı çıkan bir iktidar anlayışı var. Kadınların siyasette daha fazla yer almasının önündeki engeller hâlâ aşılmış değil.
*
Bir de şiddet meselesi var.
Kadına yönelik şiddet maalesef dünyanın pek çok yerinde artıyor. Ancak ülkemizde bu durum çoğu zaman vahşi cinayetlere dönüşmüş durumda.
Kadınlar artık sadece evde değil, kamusal alanda da kendilerini güvende hissetmekte zorlanıyor.
Sözün özü, kadınların bugün ortaklaşan ve büyüyen çok sayıda sorunu var.
*
İşte bu yüzden 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü bu yıl da yalnızca bir kutlama günü olmadı.
Kadınlar meydanlarda hem sorunlarına çözüm istediklerini haykırdı hem de kimliklerini ve kazanılmış haklarını koruma kararlılıklarını dile getirdi.
Elbette her yıl olduğu gibi mesajlar paylaşıldı, kutlamalar yapıldı. Kadınların ne kadar değerli olduğu anlatıldı.
Hatta bu günün tarihsel anlamını bilmeyenler için 8 Mart, neredeyse sevgililer günü benzeri bir “kutlama” gününe bile dönüştürüldü.
*-
Oysa 8 Mart’ın arkasında ağır bir emek, mücadele ve bedel öyküsü var.
Bu yılki 8 Mart etkinliklerine ise son aylarda artan kadın cinayetleri damga vurdu.
Yapılan etkinliklerin büyük bölümü bir kutlamadan çok birer anma ve farkındalık buluşmasına dönüştü.
Çünkü kadınlar bir gerçeği haykırıyordu: Yaşamak istiyoruz.
Sonuç olarak bu yıl 8 Mart, kadınların eşitlik mücadelesinin yanı sıra, artan şiddetin ve kadın cinayetlerinin ağır gölgesi altında karşılandı.