Tepkisiz Toplum

featured
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Ülkemizde vahşet manzaraları korkunç durumda ve ardı arkası kesilmiyor. Kafa kesmeler, intiharlar, kadın cinayetleri, çocuklara yönelik istismarlar, doğa katliamları, adaletsizlikler, hırsızlıklar, mafya yapılanmaları, hayat pahalılığı, yoksulluk, açlık, liyakatsizlik, yandaş kayırmacılığı ve siyasetin zehirli dili toplumu çürütüyor.

Halkımız iktidara, adalete, Diyanete, kolluk güçlerine güvenmiyor. Birinci paragrafta sıraladığım sorunların çözüleceğine inanmıyor ama tepki vermiyor. Kulağının üstüne yatıyor, ölü taklidi yapıyor, üç maymunu oynuyor. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın.” sözünü hayat felsefesi yapıyor.  Yaşanan bu anormalliklere karşı bağışıklık geliştirdi ve anormallikleri normalleştirdi. Tepkisiz bir toplum oluştu.

Peki neden? Bu soruya verilecek olası yanıtlar üç aşağı beş yukarı şunlardır: Tepki verenlerin durumlarını görüyoruz. Kadın cinayetlerini protesto edenler, doğa katliamlarına karşı direnenler, siyasal iktidarı eleştirenler, adaletteki adaletsizliklere tepki gösterenler, eğitimi dinselleştirilmesine karşı çıkanlar, toplantı ve yürüyüş düzenleyenler devletin kolluk güçleri tarafından hırpalanıyor. Bu kişiler kendilerini savcıların karşısında buluyorlar. “Halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek” suçlamasıyla gözaltına alınıp tutuklanıyorlar. “Silivri soğuktur!” sözü boşuna kavramlaştırılmadı.

Evet, iktidarın baskı ve zulüm politikası toplumu sindirdi. Sokağa çıkıp direnemiyor, protesto edemiyor, yeterince örgütlenemiyor ama hiç değilse seçim sandığına gittiğinde durumu değiştirecek tepkiyi gösterebilirdi. Göstermiyor. İşte sorun burada.

Bir örnek vereyim: Üç yıl önce bir mafya liderinin videoları yayınlandı. Bu videolarda anlatılan yolsuzlukların, cinayetlerin, devletin içinde yuvalanan mafyatik yapılanmaların onda biri bile doğru olsa herhangi bir batı ülkesinde iktidarı tuzla buz ederdi. Bu videolardan sonra ülkemizde üç seçim yaşandı ve hiçbir şey değişmedi. Seçimleri kazanan yine sorunların sorumluları oldu.

O halde sorun sadece siyasal iktidarın baskı ve zulümlerinden, orantısız güç kullanmasından, tehditlerinden kaynaklanmıyor. Tepkisizliğimizin, geri çekilmemizin, ölü taklidi yapmamızın nedeni bu değil. Başka bir zihniyet var. Bu zihniyetin adı kadercilik.

Bu toplumu oluşturan insanlarımızın çok büyük bir bölümü çektiği acıları, uğradığı haksızlıkları, baskıları, adaletsizlikleri ve zulümleri kaderin bir oyunu ve feleğin cilvesi olarak değerlendiriyor. Türkülerimizi dinleyin. Bu türkülerdeki ana kavramların “Kader” ve “Felek” kavramları olduğunu göreceksiniz. Çok kültürlü ve seküler toplumlarda bu kavramlar pek kullanılmıyor.

İşin gerçeği şu: Kaderi de feleği de yaratan biziz. Alınyazısı dediğimiz şey bizzat kendi el yazımızdır. Bir örnek vereyim. Kahraman Maraş ve çevresinde meydana gelen depremde elli bin yurttaşımız can verdi. Bu şiddetteki depremler Japonya’da neredeyse üç ayda bir oluyor ama hiç kimsenin burnu bile kanamıyor. Neden? Çünkü o ülke depreme karşı her türlü önlemi alıyor. Toplanan deprem vergilerini başka alanlara harcamıyor.

İşte sorun bu. İmarsız, ruhsatsız ve malzemeden çalınarak yapılan apartmanların aslında birer tabut olduğunu anlamak yerine işi yine kadere bağlıyoruz. Bu felaketlerden sorumlu olanlar, ruhsatsız ve çürük yapılara af çıkarıp ruhsat verenler cezasız kalıyorlar.

Ezik bir insan tipi var ve bu ezikliğini içselleştirmiş. Bu insanların haksızlıklar, yolsuzluklar, baskılar ve zulümler karşısında direnmeleri, demokratik tepkilerini göstermeleri mümkün değildir.

2
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
Tepkisiz Toplum
Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.