Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğretmen kıyafetlerine ilişkin yeni düzenlemesi, eğitimde önceliklerimizi yeniden düşünmemizi gerektiriyor.
Gerçekten eğitimde çözmemiz gereken sorun öğretmenin kot pantolonu mu, sakalı mı, taytı mı?
Yoksa kalabalık sınıflar, öğretmen açığı, ekonomik sıkıntılar, müfredat karmaşası, fırsat eşitsizliği ve öğrencilerin gelecek kaygısı mı?
*
Bakanlık, öğretmenlerin mesleki ciddiyetini ve otoritesini yansıtması amacıyla önlük giymesini teşvik ediyor. Ancak insanın aklına şu soru geliyor:
Öğretmenin otoritesi kıyafetinden mi gelir, bilgisinden mi?
Bir öğretmeni değerli yapan üzerinde taşıdığı önlük değil; bilgisi, adaleti, öğrencisine yaklaşımı ve mesleki yeterliliğidir.
Kot pantolon giyen bir öğretmen kötü öğretmen olmadığı gibi, önlük giyen öğretmen de otomatik olarak daha iyi öğretmen olmaz.
*
Önlük var, peki ya öğretmenin derdi?
Bugün birçok öğretmen geçim sıkıntısıyla mücadele ederken, mesleğin itibarı ve çalışma koşulları tartışılırken eğitim gündemini kıyafete sıkıştırmak, asıl sorunları ikinci plana itmek değil midir?
Öğretmene “kot giyme” demek kolay.
Asıl sorulması gereken ise:
“Daha iyi eğitim verebilmen için sana ne sunuyoruz?”
Çünkü öğretmenin sınıfa hangi kıyafetle girdiğinden önce, hangi şartlarda ders anlattığına bakmalıyız.
*
Bir çocuğa merak etmeyi, düşünmeyi ve sorgulamayı öğretebilen öğretmenin otoritesi zaten vardır.
Bunun için önlüğe değil, nitelikli eğitime ihtiyaç vardır.
Elbette okul ortamında düzen ve mesleki ciddiyet önemlidir. Ancak eğitimin kalitesini kumaşın rengi, pantolonun modeli ya da eteğin boyu belirlemez.
Eğitimi öğretmenin önlüğü değil, bilgisi; öğrencinin imkânı; okulun niteliği ve sistemin adaleti kurtarır.
Kıyafet düzelirse eğitim düzelecek mi?