Utanma duygusu olmayan kişileri yücelten bir topluma dönüşüyoruz. Yalan söylemek normalleşiyor. İkiyüzlülük, sahtekarlık ve hırsızlık marifet sayılıyor.
Pişkinliğin, yüzsüzlüğün, saldırganlığın, küfürbazlığın adını özgüven koydular. İftiracılar, muhbirler, şantajcılar, sahte kabadayılar önemli kişi olmaya başladılar.
Bugün ülkemizde hiç olmadığı kadar yalaka, hiç olmadığı kadar sahtekar, hiç olmadığı kadar iftiracı, hiç olmadığı kadar baskı ve zulüm, hiç olmadığı kadar adaletsizlik, hiç olmadığı kadar utanmazlık var. İnsanlarımızı öfkeye itilerek birbirlerine düşmanlaştırıyorlar.
Dünya sinemasının kraliçesi İngmar Bergman’a soruyorlar: “Gidişat çok kötü. Dünya bu durumdan nasıl kurtulacak?”
Bergman şu yanıtı veriyor: “Dünyayı ancak utanan insanlar kurtarabilir.”
Bergman haklı. Utanmak, insanın vicdanın körleşmediğini, duyarlılığını yitirmediğini, iç hesaplaşma gücünün zayıflamadığını gösterir.
Yalan söylememek, iftira etmemek, sahtekarlık yapmamak, masum insanların canını yakmamak, adaletten ayrılmamak, insanları tehdit etmemek, kindarlık yapmamak ancak tertemiz bir vicdanla mümkün olabilir.
Hata yaptığında özür dileyebilen, haksızlıklara karşı direnebilen, dik durabilen, zalimin zulmüne boyun eğmeyen, yalakalık yapmayan, hakaret etmeyen, kumpas kurmayan, başkalarının ahını almayan, hırslarını denetim altında tutabilen insan temiz vicdanlı ve merhametli bir insandır.
Utanma duygusunu yitiren kişi ar damarını çatlatmadan önce vicdanını susturur ve çürütür.
Vicdan susunca ve yok olunca adalet yok olur, güven yok olur, huzur yok olur. Toplum, birbirine öfke saçan insanların oluşturduğu tehlikeli kalabalıklara dönüşür.
Bu toplum; sürekli bağıran, sürekli tehdit eden, sürekli kumpas kuran, sürekli yasalarla oynayan, sürekli yalan söyleyen, intikam peşinde koşan, kendini kurtarmak için binlerce masumun hayatını karartan kişiler yüzünden bölünmenin eşiğine geldi. İnsanlar cinnet geçirmeye başladı.
Bizim bilime, sanata, mantığa, merhamete ve düşünen insanlara ihtiyacımız var. Utanmayanlara ihtiyacımız yok.
Demokrasi “güven” üzerine kurulan bir rejimdir. Demokrasiden uzaklaştığımız için toplumsal erozyona uğruyoruz. Ahlak şovmenlerinin tuzağına düşüyoruz.
Demokrasi dışı uygulamalarla, zorbalıklarla, yalanla dolanla kirletilen bir toplumda insan kalmayı başaramayız.
Toplumda huzuru sağlayabilmek için haksızlık ve adaletsizlik karşısında susmayan, direnen, hesap soran, utanma duygusunu yitirmeyen insanlara ihtiyacımız var.
Gücü elinde tutmak için toplumsal değerleri kirletenlere, her zaman öfkeli ve kindar insanlara ihtiyacımız yok.
Kimsenin kimseyi ötekileştirmediği, farklı düşüncelerin düşmanlığa yol açmadığı, adaletin güçlüden ve saldırgandan yana değil haktan yana uygulandığı, emeğin değer gördüğü, yalanın ve iftiranın lanetlendiği, masum ve çaresiz insanların yalnız bırakılmadığı bir toplum kurabiliriz.
Çocuklarımıza sadece başarılı olmayı değil dürüst ve vicdanlı olmayı öğretebiliriz.
İnsanlar gerçekleri değil kendilerine öğretilen korkuları savunmaya başladılar. Bizleri susmaya alıştırmaya çalışıyorlar. Adaletsizlik arttıkça, eşitsizlik derinleştikçe, yoksulluk kahredici duruma geldikçe ahlak da bozuluyor.
Gelecek gökdelenlerle, çok şeritli yollarla, şatafatlı saraylarla, köprülerle değil vicdanlı insanlarla kurulacaktır.