W3vina.COM Free Wordpress Themes Joomla Templates Best Wordpress Themes Premium Wordpress Themes Top Best Wordpress Themes 2012

Home » Güncel » Katliamın 43. Yıl dönümünde mezarları başında anıldılar

Katliamın 43. Yıl dönümünde mezarları başında anıldılar

Karanlık Güçler Tarafından Ankara’da Bahçelievler’de Katledilen Üçü Yenişehirli 7 Türkiye İşçi Partili Genç, Her Yıl Olduğu Gibi Bu Yıl da Ölümlerinin 43.Yılında Mezarları Başında Anıldılar.

8 Ekim 1978 tarihinde, 12 Eylül’ün karanlık günlerini getirmeye hazırlananlar tarafından yürütülen planın bir parçası olarak Ankara Bahçelievler’de üçü Yenişehirli 7 Türkiye İşçi Partili ve Genç Öncülü öğrenci, boğularak ve kurşunlanarak katledilmişti.

Anma etkinliklerinin Yenişehir ayağında, 09 Ekim Cumartesi günü saat 13.00’da Yenişehir Merkez mezarlığında toplanan kalabalık, İlk olarak Latif Can ve Osman Nuri Uzunlar’ı buradaki mezarları başında, sonrasında ise Efraim Ezgin’i, Çeltikçi Köyü mezarlığında bulunan mezarı başında yapılan törenle anıldı.

Törene katılanlar arasında, TİP’in son Bursa İl Başkanı Mehmet Demirci ile partililerin yanı sıra, CHP İl ve ilçe örgütü temsilcileri katıldı. Burada, 43 yıldır Bahçelievler Katliamı davasını takip eden Avukat Erşen Sansal tarafından hazırlanan konuşma metni Mehmet Demirci tarafından okundu.

Konuşmada şu görüşlere yer verildi:

Bahçelievler Katliamı, dinmeyen bir acının kapanmayan yarasıdır. Bu yara bugün hala kanıyor. Bu yara, yalnızca onların, dostları, yakınları, yoldaşları için değil, aynı zamanda, adalet için de bir yaradır. Kırk küsur yılın getirdiği olumsuz birikimler, yarayı kapatmak şöyle dursun, aksine sürekli kaşıdı, sürekli kanattı.

 Geçen bunca zaman, Bahçelievler Katliamının acısını dindirecek yöntemler, uygulamalarla değil, sürekli artan, yoğunlaşan bir nefretin acı yüzünü gösteren bir tırmanış ile geçti.

Geçen bunca zaman, Bahçelievler Katliamının acısını dindirecek yöntemler, uygulamalarla değil, sürekli artan, yoğunlaşan bir nefretin acı yüzünü gösteren bir tırmanış ile geçti.

  Kırk küsur yıl önce, 1978 yılının 9 Ekim sabahında, tüm Türkiye kamuoyu, bir insanlık dışı hunhar katliamın haberleriyle çalkalandı. Faruk Ersan, Latif Can, Serdar Alten, Efraim Ezgin, Hürcan Gürses, Osman Nuri Uzunlar ve Salih Gevenci bu katliamın hedefi oldular. Faşizmin kanlı çeteleri, yaşamlarının taptaze yıllarında onları acımasızca katletti. Behice Boran, bu nefret dolu olayı, ”faşizmin kanlı ölüm çeteleri, onları genç yaşlarında taze fidanlar gibi biçti ” diyerek anlatıyordu. Yalnızca Türkiye kamuoyu değil, Dünya kamuoyu da nefretle çalkalandı. Dünya basını, dünya televizyonları, radyoları, geniş çevreler, olayı büyük tepkilerle karşıladılar. Yedi genç arkadaşımızın, bu vahşi katliamın hedefi olarak seçilmelerinin nedeni, – davaya bakan mahkemelerin defalarca verdiği kararlarda da ifadesini bulduğu gibi – Türkiye İşçi Partisi’nin üyeleri olmalarından ibaretti.

 Hayatlarında yüzlerini bile görmedikleri arkadaşlarımızı, sokakta takip ederek, adreslerini, evlerini araştırıp saptayarak; nihayet bir gece yanlarına aldıkları eteri, silahı, arabalarıyla, çeşitli cinayet araç ve malzemeleriyle düzenledikleri menfur saldırıda bu masum insanları, saatler süren insanlık dışı işkenceler ile katletmelerinin nedeni, bağımsızlık, demokrasi, sosyalizm mücadelesinin saflarında yerlerini almış olmalarıydı.

 Faşist ideolojinin talimatları doğrultusunda hazırlanan cinayet planı, faşist hareketin önemli elemanları, Bahçelievler’deki faşist yerleşim noktalarının kişileri, katliamın işlendiği eve yakın yerlerde barınanlar, gözünü kırpmadan cinayet işleyebilecek katiller, sözü sayılan faşist liderler, öldürme araçlarını sağlayanlar, gözcüler ve cinayet uzmanı militanlar bir araya gelerek Bahçelievler Katliamını gerçekleştirdiler.

 Aradan yıllar geçti. Ne Bahçelievler’de işlenen uğursuz katliam unutuldu, ne de bu katliamda yitirdiğimiz arkadaşlarımız. Bu süre zarfında çok şeyler yaşandı, gözlemlendi. Bu katliamdan söz ederken, ”kurşunu yiyen kadar, Devlet için o kurşunu sıkan eller de şerefli” olduğundan söz eden eski başbakanlar görüldü. Bir takım yüksek makamlarda, araştırma komisyonları kuruldu. Bu komisyonlar raporlar hazırladılar. Ancak bu raporların tamamı bir türlü kamuoyuna açıklanmadı. Bugün de hala gizlidir. Hatta bu raporlar, davaya bakan Mahkemeden bile gizli tutuldu.

3 Kasım 1996 tarihinde yaşanan Susurluk skandalı, Türkiye’yi sarsan bir olay oldu. Susurluk rezaleti, Bahçelievler Katliamının baş planlayıcısının, Devletin derinliklerinde kök salmış, önemli mevki ve makam sahipleri ile iş, çıkar ve ülkü ortaklığı içinde boyutlar kazanmış olduğunu açık seçik gözler önüne seriyordu. İşte bu olay, Devlet-Mafya-Siyaset üçgeninin oturduğu sacayağının çöktüğünü ortaya koyuyordu. O tarihten sonra, bütün uğursuz oluşumları simgeleyen bir ad olarak kullanıldı Susurluk boyutu. O zaman, ”artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” dendi. Uğursuz, karanlık ve istenmeyen olayların, Susurlukların, gladyoların, mafyaların, kara para çetelerinin değerlendirilmesinde temiz toplum özleminin bir mikroskobu; arınmanın simgesi, ayracı sayıldı Bahçelievler Katliamı kamuoyunda.

”Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” dendi ama akıp giden zaman içinde, her şey eskisinden bin kat beter oldu. Söylenenler, istekler, toplumun belleğinden silinmeye, unutturulmaya çalışıldı.

 Hal böyle iken, AKP iktidarı döneminde, adına yargı reformu denilen bir seri düzenleme ile Bahçelievler Katliamının katilleri, büyük ikramlarla onurlandırıldılar. Önce kapılar açılıp salıverildiler; ardından da beraat kapıları açıldı. Yargıya ait olan görevler, kanun ile yapıldı. Bu yolun ilk adımları, ”yargıya güvenmiyoruz” diyerek atılmıştı.

 Bu suretle, AKP hukukunun temel taşları döşendi; evrensel hukuk kuralları ve kurumları, eşitlik, kuvvetler ayrılığı yok edildi. Nitekim evrensel kuralların, yargı hiyerarşisinin tanınmadığı açıkça ifade edildi. Daha da önemlisi, yargı adaletten koparılıp uzaklaştırıldı. 3. Yargı paketi kanunu (5 Temmuz 2012, 6352 sayılı Kanun) ile Katliamın katilleri salıverildi. Salıverme kararının verildiği duruşmada konuşan katillerin avukatı, Yargı Paketi namındaki fermansı buyruğun, ” esasen bu kişiler için çıkartıldığını söyleyerek, serbest bırakılmalarını” istedi. Oysa bu katiler, daha önce 7 kez ölüm cezasına çarptırılmışlar ve bu ceza, yargının en üst dereceli organı Ceza Kurulunca onanmıştı. Ardından, aynı doğrultuda, kişiye özel nitelikli 4. Reform Paketi ile (11 Nisan 2013, 6459 sayılı Kanun) davada beraatın kapısı açıldı; bu kapıdan çıkılarak AİHM önünde beraatı sağlayacak yan düzenlemeler yapıldı.

 Bahçelievler Katliamının ateşi sönmüş değildir, o ateş yüreklerde hala yanmaya devam ediyor. Kırk yılın sonunda böyle bir noktaya ulaşılması, 40 küsur yılda yürünen yolun ne kadar çetin olduğunu kanıtlar. Bu çetin süreç, bu kararın hukuken olduğu kadar, aklen de ne kadar zaaf ile malul olduğunun başlı başına bir kanıtıdır. Bu itibarla yolun sonunda değil, henüz oldukça erken bir aşamasındayız.

 Yargıtay’ın, Ceza Genel Kurulu’nun kararına rağmen Ünal Osmanağaoğlu hakkında verdiği karar, ülkede egemen kılınmış olan AKP hukukunun bir parçasıdır. Ancak, adaletin vicdanlarda yer alan egemenliği, AKP hukukunun inandırıcı olamayacağını, şimdiden kanıtlamıştır.

 Bahçelievler Katliamı, aradan geçen kırk yılı aşkın bir süreden sonra, bugün artık tarihe intikal etmiş acı bir olay, 8 Ekim ise acı bir yıl dönümüdür. Bütün saptırma, bütün çarpıtma, bütün üstünü kapatma çabalarına karşın tarihin vicdanındaki yerinde, tarihin vicdanına oturan mahkûmiyet hükmünün derinlerindeki yerindedir artık. Aciz çabaların bu hükmü kaldırmaya gücü yetmeyecektir.

Sevgili arkadaşlarımız Salih Gevenci, Latif Can, Faruk Ersan, Efraim Ezgin, Hürcan Gürses, Osman Nuri Uzunlar ve Serdar Alten!

 Kısa, fakat onurlu yaşamınız, saflarında yer aldığınız onurlu bir mücadelenin, bütününü oluşturan çerçevenin içinde, belleklerimizdedir. Tarih sizinle birlikte gelecek kuşaklara, yarının aydınlık sayfalarını da açacaktır. O zaman sizleri anma görevini, başka insanlar devralmış olacaklar. Sizlerin anılarınızdan yayılan esinlerin, gelecek kuşaklara da ışık tutacağını biliyoruz, inanıyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum.

 Sözümüzü, gene Behice Boran’ın deyişi ile noktalayalım: ”Acılarını yüreğimize, anılarını beynimize gömdük”.

Törende yapılan diğer konuşmalarda ise tarihe Bahçelievler Katliamı olarak geçen bu saldırı aradan geçen 43 yıl süresince unutulmamasına dikkat çekildi. 43 yıl içinde katillerinin yakalanmaması, yakalananların zaman aşımı ve ceza indirimlerinden yararlandırılarak serbest bırakılması eleştirildi. “Bu gün Bahçelievler Katliamının anılması sadece öldürülen Efraim Ezgin, Faruk Ersan, Hürcan Gürses, Latif Can, Osman Nuri Uzunlar, Salih Gevenci ve Serdar Alten’in anılması değil aynı zamanda tüm katledilen demokrat ve sosyalistlerin anısına ve mücadelesine sahip çıkılması adalet isteminin canlı tutulmasıdır.” Denildi.

 

© 2021 Ayrıntı Gazetesi · RSS