Bazen bir tiyatro sahnesinde yaşananlar, bir dönemin ruhunu anlatmaya yeter.
1975 yılında kurulan Yenişehir Kültür Derneği de tam olarak böyle bir dönemin içinden doğmuştu.
Yalnızca bir dernek değil, aynı zamanda bir duruşun, bir tercihin ve bir taraf olma halinin simgesiydi.
*
O yılları hatırlayanlar bilir…
Türkiye’de tarafsızlığın neredeyse bir “suç” gibi görüldüğü zamanlardı. Herkesin bir yere ait olması beklenirdi.
“Ben karışmam” diyenler ise toplumun gözünde karşılık bulmaz, hatta hafifçe küçümsenirdi.
Siyasetten uzak duran, gazete bile okumayan, gündemi magazin ve spor sayfalarından takip eden ve kendilerini “futbolcu” olarak tanımlayan bu insan modeli, dönemin ruhuna aykırıydı.
Çünkü hayat, taraf olmayı dayatıyordu.
*
Yenişehir Kültür Derneği ise bu anlamda netti. Taraf olan, söz söyleyen ve toplumsal muhalefetin içinde yer alan insanlardan oluşuyordu.
Gençleri bir araya getirmiş, bir dinamizm yaratmış ve Yenişehir’in, sosyal-siyasal hayatında iz bırakmayı başarmıştı.
Ancak taraf olmanın da kendine özgü bir psikolojisi vardı.
Bunun en çarpıcı örneklerinden birini, derneğin düzenlediği bir tiyatro etkinliğinde yaşadık.
*
Sahneye çıkan isim, Türk tiyatrosunun usta oyuncularından Tevfik Gelenbe idi. Oyun ise oldukça sıradandı.
Gelin-kaynana ilişkisini mizahi bir dille anlatan bir komedi.
Normal şartlarda izleyiciyi güldürmesi beklenen bir eserdi.
Ama o gün salondaki seyirci “normal” değildi. Taraf olmuş, birikmiş, gerilmiş bir topluluktu.
Ve oyun onları güldürmedi. Aksine, protesto sesleri yükselmeye başladı.
Oyun arasında kulise gidip durumu anlattığımızda, Tevfik Gelenbe’nin verdiği cevap oldukça sakindi: “Merak etmeyin, ben hallederim.”
*
İkinci perde başladığında sahnede aynı oyun vardı. Metin değişmemişti. Dekor da oyuncular da aynıydı.
Ama bir cümle her şeyi değiştirdi.
Gelenbe’nin sahnede rol arkadaşı kadına söylediği “Amerika gibi kıvırma” sözü, salonun bir anda ayağa kalkmasına yetti.
Biriken duygu, öfke ve enerji bir sloganla dışarı taştı: “Kahrolsun Amerikan emperyalizmi!”
*
Günümüzde, aynı refleksin farklı alanlarda karşımıza çıktığını görmemek mümkün değil.
Derneklerden siyasi partilere, meydanlardan salonlara kadar her yerde benzer bir durum söz konusu.
Birikmiş bir öfke ve onu boşaltacak bir mecra arayışı var.
Öfke biriktiğinde de tehlikelidir, kontrolsüz boşaldığında da.
Asıl mesele, bu birikimi doğru okumakta yatıyor.
Toplumsal muhalefet, sadece birikmiş öfkenin dışa vurumu değildir.
Eğer doğru yönlendirilmezse, en güçlü potansiyel bile bir anda etkisiz hale gelebilir.
Hatta heba olabilir.