Bir zamanlar küfür, insanın ağzından kaçırdığında utandığı, etrafına bakıp “Acaba biri duydu mu?” diye tedirgin olduğu bir davranıştı.
Şimdi ise sanki hayatımızın sıradan bir parçası haline geldi.
Futbol sahalarında başlayan, tribünlerde yükselen o çirkin dil; zamanla sokaklara, caddelere, iş yerlerine, sosyal medyaya ve ne yazık ki okullara kadar yayıldı.
Daha da kötüsü, bundan rahatsız olması gerekenlerin önemli bir bölümü artık rahatsız olmuyor.
Çünkü küfür normalleşiyor.
*
“Gel de küfretme” bahanesi
Bugün birine kızan küfrediyor.
Trafikte sıkışan küfrediyor.
Tuttuğu takım yenilince küfrediyor.
Sosyal medyada bir paylaşımı beğenmeyen küfrediyor.
Hatta bazen ortada hiçbir neden yokken bile küfrediliyor.
Bir de bütün bunlara kılıf hazır:
“Gel de küfretme!”
Sanki küfretmek, insanın elinde olmayan bir refleksmiş gibi…
Oysa insanın öfkesini nasıl ifade edeceği de bir tercihtir.
Küfür çoğu zaman gücün değil, kelime bulamamanın göstergesidir.
Bir düşünceyi anlatamayan, öfkesini kontrol edemeyen, karşısındakini ikna edemeyen insan kolay olanı seçer: Küfreder.
Sonra da bunu “samimiyet”, “rahatlık” veya “konuşma tarzı” olarak göstermeye çalışır.
*
Küfür insana güç vermez
Bazıları küfretmenin kendisine güç kattığını düşünüyor.
Oysa gerçek bunun tam tersidir.
Küfür, insanın sesini yükseltebilir ama sözünün değerini yükseltmez.
Bağırmak, haklı yapmadığı gibi küfretmek de güçlü yapmaz.
Tam tersine, insanın söyleyecek sözünün tükendiğini gösterir.
Bir insan ne kadar iyi konuşuyorsa, kendisini ne kadar açık ve etkili ifade edebiliyorsa, küfre o kadar az ihtiyaç duyar.
Çünkü güçlü insanın kelimeleri vardır.
Küfür, kelimelerin bittiği yerde başlar.
*
Asıl tehlike çocukların dünyasında
Bence meselenin en önemli tarafı burası.
Çocuklar duyduklarını öğrenir.
Evde duyduğunu okulda kullanır.
Sokakta duyduğunu arkadaşına söyler.
Sosyal medyada gördüğünü tekrar eder.
Sonra bir bakarsınız ki daha hayatın ne olduğunu tam anlamamış bir çocuk, ağzından yetişkinlerin bile utanması gereken sözleri rahatlıkla çıkarıyor.
İşte o zaman sadece bir küfürden bahsetmiyoruz.
Bir davranış biçiminin kuşaktan kuşağa aktarılmasından söz ediyoruz.
Bu nedenle “Çocuk işte, söyler” diyerek geçiştirilecek bir konu değildir.
Eğitimciler, aileler ve toplumun tamamı bu konuda sorumluluk taşımaktadır.
“Maalesef böyle” deyip geçemeyiz