-Bazı insanlar ağlamanın zayıflık olduğunu düşünüyor. Bu görüş biraz sorunlu değil mi?
– Biz, çok güldüğümüz zaman çok ağlayacağımızı düşünen geleneğin çocuklarıyız. Belki de bu yüzden az ağlarız ama gürültülü ağlarız. Ağlamak zayıflık değildir. “Öz ağlıyorsa göz de ağlar.” Ağlamak, acının sessiz sözleridir. Ağlamak, canımızı acıtan şeylere dayanma gücü verir.
*
– Böcek gibi yaşayan, zayıf akıllı ve sadaka kültürü içinde kimliksizleşmiş insanlara bir şeyler anlatmak mümkün mü?
– Bu tip insanlara bir şeyler anlatmaya çalışmak en hafif deyimiyle zaman israfıdır. Arılar, böceklere balın boktan daha iyi olduğunu anlatmaya çalışmaz çünkü böcek boku sever.
*
– Bilim, sanat ve edebiyat alanlarında başarılı insanlarımız var ama yaratıcılık konusunda pek başarılı değiliz. Yanılıyor muyum?
– Yaratıcılık, herkesin gördüğünü görüp düşünmediğini düşünmektir. Ülkemizde yaratıcılığın önündeki en büyük engel geleneksel eğitim ve taklitçiliktir. Kendisine sunulan seçeneklerden birini seçmekle yetinen kişi yaratıcı olamaz. Farklı düşüncelere saygı duyulmayan toplumlarda yaratıcı insanlar yetişmez.
*
– Bir atasözümüz: “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” derken başka bir atasözümüz: “Dilim sen dilim dilim dileyim, başıma gelenleri senden bileyim.” diye yakınır. İkisi de doğru galiba. Siz ne dersiniz?
-İnsanı değerli yapan dildir ama değerden düşüren de dildir. Ne söyleyeceğimizi bilmek yeterli değildir, nasıl söyleyeceğimizi de bilmemiz gerekir. Aklı zayıf olanlar dillerini kullanamazlar çünkü dilleri düşüncelerinden önce hareket eder. Önce dili tatlandırmak gerek. Dili tatlı olanın sohbeti de tatlı olur.