“Kim milyoner olmak ister?” yarışmasını ara sıra da olsa izlerim. Yarışmacının sorular karşısındaki tepkisi, mimikleri, ayrıntıları tek tek değerlendirmesi dikkatimi çeker.
Geçen hafta izlediğim programda ilginç bir durum yaşandı. Yarışmacı rahat görünüyordu. İlk beş soruda pek zorlanmadan doğru yanıtları verdi ve birinci turu geçti. Altıncı soruda biraz oyalandı. Soru kökünü ve seçenekleri birkaç kez okuduktan sonra şöyle dedi:
“Bana göre doğru yanıt B seçeneği. Yanıldığımı sanmıyorum ama risk de almak istemiyorum. Bu yüzden seyirci jokerimi kullanacağım.” Sonrasını hepimiz biliyoruz. Sunucu, seyirciye dönüp soruyu okudu. Stüdyodaki yüzlerce kişi ellerindeki cihazla oylamaya katıldı. Verilen süre dolunca ekrana bir grafik yansıdı. Seyircilerin 79% u büyük bir özgüvenle doğru yanıtın C olduğunu belirtiyordu.
Yarışmacı çok şaşırdı. O böyle bir yanıt beklemiyordu. Seyircinin verdiği yanıtta bir gariplik olduğunu seziyordu ama kendi yanıtında ısrar edemedi: “Seyirciye güveniyorum.” diyerek son kararının “C” seçeneği olduğunu söyledi. Oysa doğru yanıt B seçeneğiydi. Yarışmacı, doğru yanıtı neredeyse kesin şekilde bildiği halde kendi kararını seyirciye havale etti ve kaybetti.
Şimdi duruma bir bakalım. Az önce de belirttiğim gibi, yarışmacı, doğru yanıtın “B” seçeneği olduğunu biliyordu. “Yanıldığımız sanmıyorum ama…” diyerek iç sesini ifade etti ama o iç sesi dinlemedi ve başkalarının oylamalarına teslim oldu.
Risk almak istemedi. Kararlı bir duruş gösteremedi. Sorumluluğu tek başına üslenmek ona ürkütücü geldi. Büyük ödülü almak üzere işe başladığı halde kaybedip dibe çöktü.
Buradaki sorun bir özgüven sorunudur. Ekran başında programı izleyen bizler yarışmacının durumuna şaşırıyoruz. “Niye başkalarına güveniyor? Neden aklını kullanmıyor? Nasıl bu kadar saf olabiliyor? diye mırıldanıyoruz.
Peki, o yarışmacı bizlerden biri değil mi? Biz de öyle değil miyiz? Hepimiz böyle durumlarda kendi aklımızın ve iç sesimizin şalterini indirmiyor muyuz? Etrafımızdaki kişilerin telkinlerine ya da kararlarına yenik düşmüyor muyuz?
İnsanlar, özgüven yetersizliği yüzünden iç seslerini dinlemedikleri ve akıllarını kullanma kararlılığını gösteremedikleri için “Ortak akıl” diye uyduruk bir kavrama sarılıyorlar. Asıl bedeli kendileri ödedikleri halde kararı başkalarına havale etmeye çalışıyorlar. Hayatımızı, başkalarının onayına sunarak yaşıyoruz.
Başkalarının tuzu kurudur. Başkaları sorumluluğu üslenmez, yanlış karar verdi diye hiçbir bedel ödemez. Stüdyodaki o seyirciler yanlış seçeneği işaretledikleri için herhangi bir zarara uğramadılar ama o yarışmacı belki de hayatının en mutsuz anını yaşadı, belki de psikolojik dengesi bozuldu.
Akıllarına sığındığımız, çok güvendiğimiz dostlarımız, yöneticilerimiz, öğüt vermeyi pek seven komşularımız bize akıl verdikten sonra kendi yaşamlarına ve konforlarına devem ederler ama verdiğimiz hatalı kararların bedellerini biz öderiz.
Şimdi oturun ve kararlarınızı gözden geçirin. Kendi hatalarınızı, kendi doğrularınızı ve o çok meşhur keşkelerinizi kalabalıklara kurban etmeyin. Karşınızda hayatınızın en zor sorusu dikilirken dışarıdan gelen fısıltılara ve gürültülere aldırmayın ve o efsanevi cümleyi kurun: “Evet, son kararım!”