Yenişehirli Kunduracı, Kavaf Ve Saraçlar (2)

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Yenişehirli kunduracı kavaf ve saraçlarıyla ilgili makalemizin birinci bölümünü önceki sayılarımızda sunmuştuk. Bu sayımızda da kaldığımız yerden başlamak üzere, diğer esnaflarımızı da sırasıyla tanıtacağım.

O günkü adresleri Çarşı Mahallesi Balıbey Çarşısı Arasta içi olarak anılan bu sanatkârlarımızdan Ahmet Çorapçı (1929-1980) Ethem Hanlı’nın yanında yetişir. Kendine ait olan işyeri 47 No.lu dükkândır. Bu dükkânda kardeşleri Kadir Çorapçı, Mehmet Mahmut Çorapçı ve Saim Çorapçı birlikte çalışır. M. Mahmut Çorapçı okuyup öğretmen olunca diğer iki kardeşiyle 1970’li yıllara kadar bu işe devam ederler. Ortaklık dağılınca herkes kendi işine bakar. Ahmet Çorapçı ve oğulları Muhittin Çorapçı, Muhsin Çorapçı ve Mustafa Çorapçı bu mesleğe devam ederken, bir ara nakliye işleri de yaparlar. Vefatından sonra hem ayakkabıcılığı devam ettirirler, bir yandan da kuyumculuk işine atılırlar.

Recep Eriş
Recep Eriş

Sonrasında dükkânı ortanca kardeşi Emekli Öğretmen Mehmet Mahmut Çorapçı devir alır ve oğlu Şükrü Çorapçı ile birlikte kavaf olarak faaliyetlerini sürdürür. Diğer ortanca kardeşi Kadir Çorapçı’nın vefatından sonra oğulları Özcan ve Gürcan Çorapçı ile küçük kardeşi Saim Çorapçı da hâlâ aynı işe, kendi adlarına devam etmektedirler.

Recep Eriş (1914-1992): Bollu Osman Demirhan Ustanın kalfasıdır. İlk iş yeri Arasta içindedir. Kamil Can, Halil Özbek, Fiskos Halit (Aktümbek), Hayrettin Dörtkardeş, Kadir Çeltik ve büyük oğlu Mustafa Eriş bu mesleği onun yanında öğrenir. Yeni Otel binası yapıldıktan sonra, işyerini buraya taşır. Bir müddet sonra da ayakkabıcılığı bırakır ve bakkaliye üzerine devam eder. Yetiştirdiği ustalardan Halil Özbek (1929) halen Yenişehir’de olup, hayatta olan en yaşlı kunduracıdır.

Konu ile ilgili olarak görüştüğümüz Halil Özbek mesleğiyle ilgili anılarını şöyle dile getiriyor:

Halil Özbek
Halil Özbek

“Ustamız çok sakin bir insandı. Yanında çalıştırdığı kalfa ve çıraklara önem verir, bu mesleği öğretmek içinde gayret ederdi.  O yıllarda günde 8-10 çift kundura imal ederdik. İmal ettiğimiz kunduralar tabanı kösele, sayası deri olan bağcıklı, bağcıksız ayakkabılardı. Bağcıksız olanlara mokasen denirdi. Terlikleri ise parlak (rugan) deriden yapardık. Askerliğimi (1949-1952) yıllarında yaptım. Terhis olup geldiğimde yine Recep Usta’nın yanında çalışmaya başladım. 1952 yılında da Kasaplar Aralığındaki işyerimi açtım. Bir ara Mehmet Yumurtacı ile birlikte çalışıp, sonra da ayrıldık. Burada her türlü ayakkabı yapardık. Fakat biraz ucuz olduğu için, tabanı lastik olan ayakkabılar daha çok tercih edilirdi. Taban lastiklerini, otomobillerin dış lastiklerinin yanaklarından çıkarırdık.  Sayaların dikişleri, baskı işleri ve de saraç dikişleri başta olmak üzere bütün malzemeler Bursa da Hasan Samiler’den temin edilirdi. Yenişehir de ilk saya işine Ömer Kalfa (Aytekin) başlamıştı, Sonrasında Salim Kalfa (İkikardeşler), Kuşçu Mustafa, Ahmet Yontan devam etmişti. Son olarak ta Yontan’ın kalfası Ali Erdinç sayacıydı. Maliyetler artınca herkes kendi sayasını diker oldu. Hazır tabanlıklarda çıkıp, fora makinelerle dikilince bu meslek çekilmez oldu. Yanımda Rustumlu Sami, Hayrettin Uslu (Tintin) ve Yüksel Ferik (Trafik) çalışmıştı. Ben de rızkımı el memleketlerinde arayıp Almanya ya gittim ve emekli olup, tekrar ilçeme geldim.”

Kadir Çeltikoğlu

 Yine bu meslekte uğraş veren ve sonrasında Belediye Başkâtipliğinden emekli olan, Kadir Çeltikoğlu (1932), geçmişteki o yılları dile getirmeden önce, bütün ustaları rahmetle anıyor ve sözlerine şöyle devam ediyordu:

“Kunduracılığa ilkin ağabeyim Recep Olcar’ın yanında başlayıp, daha sonra da Recep Eriş Usta’nın yanında devam etmiştim. O zamanlar

Kadir Çeltikoğlu
Kadir Çeltikoğlu

rugandan yapılan terlikler çok önemsenirdi. Terlik tabanlarında 30 adet kabara, topuklarında da demir nalça olurdu. Çeyizinde bu terliği olmayan kızlar evlenemezdi. Bu adet ilk kez mübadele göçmeni olan Derbent Köyünde başlamış. Sonrasında da civar köylere yayılarak gelenek haline gelmiş. O zamanlar potin ve terlik imal ederdik. Günde 8-10 çift potin, 10-15 çift de bu terliklerden yapardık. Çalıştığımız dükkânlar bu günkü ayakkabı tamircilerinin aynısıydı. Bir tek dikiş ve fora makineleri yoktu. Usta tezgâh başında oturur, kalfalar yanında, çıraklar da onların yanındaki hasır örgülü oturaklarda otururlardı. Usta kundura imalatına başlarken, ölçüye göre hazırlanan taban astarı ve dikilen sayaları, ahşap olan kalıplara tanalya denilen aletle gerdirerek, ayakkabı şeklini alana dek, çepeçevre monte çivisiyle tuttururdu. Monte edilmiş olan bu kalıbı çırak alır, balmumu sürülmüş ucunda iğnesi olan özel iple ilgi dediğimiz işlemi gerçekleştirirdi. Bu işlemi yaparken, önce tığ denilen ucu sivri bir alet ile taban astarı ve saya kenarından delik delinirdi. Bu deliklerden iğne yardımıyla mumlu ip geçirilerek çapraz olarak ilgi dikişi yapılırdı. İlgisi bitmiş kalıbı bu kez kalfa alır, kalfa da vardalasını çevirerek, karton ve deri parçalarıyla dolgusunu yapardı. Buna da forse denirdi. Bu aşamalardan sonra kalıp ustaya gelirdi. Usta da önceden hazırlanmış çirişi ayakkabı tabanına sürer, kösele olan tabanlığı yapıştırırdı. Bıçağın (falçata) ucu ile ayakkabı tabanını çepeçevre çizer, çıraklar bu çizgiye iki sıra olarak üçken ağaç çivilerini, kaçaburuk denilen alete çekiç ile vurarak, açılan deliklere bu çivileri çakarlardı. Ağaç çivisi çakılan kalıplar kalfalara gelir, kalfalarda kalıpların ökçe tarafını sağ dizine koyar pazvalla kalıbı sabitlerlerdi. Ökçe mukavva ve kösele parçalarından yapılırdı. Ökçesi hazırlanan kalıp ustaya verilir, usta da ayakkabının ökçe ve burnunu kontrol ettikten sonra, ökçeye lastik topuğu 8 adet özel başlı çiviyle monte ederdi. Sonra da topuk ve vardalayı tıraşlarlar,  çıraklarda küçük cam parçaları ile kösele olan tabanı ve vardalayı tekrar tıraşladıktan sonra el zımparasıyla bütün hatalar giderilinceye kadar temizlenirdi. Bu işlemlerin sonunda kösele olan tabanının sertleşmesi için, usta tarafından çirişi sürülür tekrar temizlenirdi. En sonunda kösele olan tabana ayakkabı rengine göre süngerle vernik çekilir, bir akşam bu şekilde kalıpta bekletilirdi. Sabahleyin ayakkabıları kalıplarından kalfalar çıkarır, ayakkabı içindeki ağaç çivi uçlarını ele gelmeyecek şekilde raspayla çıraklar törpülerdi. Törpülenmiş ayakkabının meşin olan iç astarı çiriş ile usta tarafından yapıştırılır, yüz tarafına da cilalı vernik sürüldükten sonra ayakkabı satılmak üzere hazırlanmış olurdu.”    Devam edecek…

 

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
Yenişehirli Kunduracı, Kavaf Ve Saraçlar (2)

Yorumlar kapalı.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.