Yeşil Bursa’ya İlk Seyahatim

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

tyc

s.113

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yıl: 1955… Bursa’ya ilk seyahatimi gerçekleştirdiğim Chevrolet marka krem rengi arabanın önündekiler: Adem Ağa (Aydınoğlu), Çolak İsmail (Özakyol), Hapçıların Remzi Parlar, Tulumbacı Fehmi Manaş’ın kalfası Abdullah Şişko, (Araba üzerinde oturan öndeki)Adem Ağa’nın şoförü Bursalı Abbas, (arkadaki) Sıtkıların Ali İkikardeş. Arka planda ise Tulumbacı Fehmi Manaş’ın demirci dükkânı görülüyor.

Bursa’ya ilk seyahatimi, 1955 yılı, haziran ayının güzel bir yaz gününde yapmıştım. Babam (Dede Selim),”Kozaları yarın Bursa’ya götüreceğiz, erken kalk!”dediğinde, sevincimden uçacak gibi olmuştum.

Coşkulu halimi, çok sert mizaçlı olan babamdan gizlerken, heyecanımdan yerimde duramıyordum. Hele o gece sabah olmak bilmiyordu. Günün ilk ışıklarıyla, annemin akşamdan hazırladığı yabanlık giysim olan lacivert kısa pantolonumu, mavi çizgili gömleğimi, lacivert renkli ve topuklu olan bez ayakkabımı giyerek, babamın hazırlanmasını bekliyordum.

Acele etmemizin nedeni, Bursa’ya ilk giden saat 7.00 otobüsüne yetişmekti. Çünkü Bursa’daki bütün pastane ve lokantalar günlük manda kaymağı ihtiyaçlarını Yenişehir’den temin ediyorlardı.  Kaymakların tadı bozulmadan, taze olarak bu ilk otomobille gönderilirdi. İkinci araba ise bir – iki saat sonra kalkardı.

Sondurak Garajına gelmemiz pek uzun sürmemişti. Sırada 20-25 kişilik krem renkli Chevrolet marka otomobil bekliyordu. Plakası da yereldi. O yıllarda otobüs, kamyon, otomobil ve taksi gibi vasıta az olduğundan nakliye ve yolcu ücretleri de pahalıydı.

Bursa’ya gidiş ücreti bir lira olup, bir günlük işçi yevmiyesine eş değerdi. İnsanlar da kolay kolay böylesi vasıtalarla bir yere gezmeye gidemiyordu. Hatta askere gidinceye kadar, ilçe hudutlarının dışına çıkmamış insanları çok sonraları duymuştum.

Hareket saatimiz gelmiş olacak ki, önce biz yolcular yerlerimize geçtik. Sonra da şoför yerine oturdu. Marşı basmayan kara şanzımanlı ve benzinli olan bu otomobilin muavini, elindeki demir kolu, tamponun ön tarafındaki delikten sokarak, iki-üç kez çevirip öyle çalıştırmıştı.

Her şey tamamlanmış olacak ki, muavinin “Devam et usta” demesiyle otobüs de hareket etti. Giderken arka kapıyı aralayarak “Haydi Bursa!.. Bursa!..”diye bağırıyor, yolcu çıktığında ise “Ağır ol usta, ördek var!” deyip,  bu insanlara yer  gösteriyordu.

Ben de ilk kez yolculuk etmenin heyecanıyla, tozlu olan şose yolumuzun her türlü olumsuzluklarına aldırış etmeden, bir an önce Bursa’ya ulaşmayı düşlüyordum. Trafik yoğunluğunun hiç olmadığı bu yolda, at koşumlu talikaları (Yaylı araba), manda ve öküz koşumlu arabaları,  binek hayvanlarla yolculuk eden insanları gördüğümde, otomobilin camından selamlamak bana ayrı bir zevk veriyordu.

Yenişehir’in kara yoluyla Bursa’ya olan uzaklığı 55 kilometreydi. Otobüsle bir buçuk – iki saat çekiyordu. Yolumuzun ne kadar kaldığını, kilometre taşlarından takip ediyordum. Neşeli geçen yolculuğum sırasında ilginç olup da bilemediğim bir şeyi hemen babama sorup, öğreniyordum.

Otobüsün Hapçıların Remzi Parlar’a (Sigortacı Necdet Parlar’ın babası)ait olduğunu, şoförün Çolak İsmail (Değirmenci Ali Osman Yılmaz’ın kayınpederi), muavinin de Akım Batum (Kara Kazım’ın oğlu)olduğunu o söylemişti.

Mis gibi doğa kokan çevrenin yamaçlarında otlayan koyun ve kuzuları, seyretmeye doyamıyordum. Seymen’den sonra Erdoğan köyüne (Dinboz)kadar virajlı, daracık yollardan geçerken epey heyecanlanmıştım.

Babama bu duygularımı söylediğimde; “Asıl tehlikeyi Akiniş’i inerken göreceksin” demesiyle, heyecanım bu kez korkuya dönüşmüştü.

Bir ara uzaktan toz bulutlarının yükseldiğini ve önünde de siyah bir kamyonun, yokuştan kurtulup düzlüğe çıkmasıyla birlikte, yolu tozu dumana katması bir olmuştu. Muavinin, “Beyler camları kapatalım” uyarısıyla cam kenarındaki yolcular gerekeni yaptı. Kamyon geçer geçmez önümüzdeki yol ise toz bulutundan gözükmüyordu.  Otomobilin içine sızan tozdan her yolcu gibi biz de payımızı almıştık. Akiniş’e gelinceye kadar yolda rast geldiğimiz tek motorlu araç da bu kam-yon olmuştu.

Toz bulutu kaybolduktan sonra, bayırı inmeye başlamıştık. Otomobil öyle ağır gidiyordu ki, motor adeta inliyordu. Babamın “Asıl tehlikeli yolu, Akiniş’te göreceksin” sözünü unutmamıştım. Fakat ne göreyim ki?  O güzelim manzara karşısında adeta kendimden geçmiştim. Büyülenmemek elimde değildi. Yeşilin her tonuyla bezenmiş ormanın içinden yılan edasıyla usul usul süzülerek giden otobüsümüz, bir taraftan da bu renk cümbüşüyle de raks ediyordu. Hele yolumuzun sağında yer alan, varlığıyla çevresine hayat veren Gölbaşı (Kuşkonmaz Gölü)ise cennet misali bir güzellikteydi.

Huzur dolu diyardan ne zaman ve nasıl geçtiğimi anlamadan bu kez de Bursa Ovası’nın tarifi mümkün olmayan manzarasıyla bir başka aleme dalmıştım.

Dümdüz olan yolumuzun her iki yanı çoğu şeftali, elma, armut, erik, ayva, dut v.s. çeşitli sebze ve meyve bahçeleri ile doluydu. Yemyeşil olan çevrede çok çeşitli kuşlar bulunuyordu. Bilhassa sığırcıklar ve serçeler sürüler halinde uçuşuyordu. Fakat bugün bilinçsizce kullanılan ilaç ve suni gübreler hem doğayı, hem de çevredeki benzeri kuş ve hayvan çeşitlerini yok edip bitirdi.

Kestel köyüne geldiğimizde muavinin “On dakika çay molası beyler!” sözü bazı ihtiyaçlarımızı gidermemiz için de bir fırsat olmuştu. Bu uyarıya hepimiz sevinmiştik. Meğer bütün arabalar burada mola veri-yormuş. Bize bu ulu çınar ağaçlarının altında, sıcacık çaylarımızı ahşap masalı sandalyelerde içmemize neden olan şoföre, içimden teşekkür etmek geliyordu. İhtiyaçlarımızı giderdikten sonra tekrar yerlerimize geçtik.

Muavinin “Gelmeyen yolcu kalmasın” uyarısının ardından “Devam et usta!” talimatıyla yolumuza devam etmiştik.

Bu kez etraftaki büyük kestane ağaçları, ulu çınarlar ve dut ağaçlarının bolluğu yanında, yolun sağ tarafı gözümüzün alabildiğince sebze ve meyve bahçeleriydi.

Özellikle şeftali, elma, armut ve dut ağaçlarının çokluğu göze çarpıyordu. Uludağ’ın eteklerine yaslanmış olan Yeşil Bursa, yeşillikler içerisinde o güzelim evlerini bizden adeta gizliyordu. Tepelerde bulunan tarihi eserler ve camiler bütün ihtişamıyla gözükürken,  minareler gökyüzünü adeta delercesine yükseliyordu.  Devam edecek

 

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
Yeşil Bursa’ya İlk Seyahatim
Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.