Toplumun hafızası güçlüdür. Yüzyıllar boyunca gördüğü insan tiplerini birkaç kelimeyle tarif etmeyi bilir. “Gelen ağam, giden paşam” sözü de böyle ortaya çıkmıştır.
Çünkü insanlar, makamlar değişse de bazı karakterlerin hiç değişmediğini defalarca görmüştür.
Dikkat edin, nerede bir koltuk varsa etrafında mutlaka bir kalabalık oluşur. O koltukta oturan kişi başarılı da olsa, başarısız da olsa onu övenler eksik olmaz.
Ancak asıl ilginç olan, koltuk değiştiğinde yaşanır. Dün birini göklere çıkaranlar, bugün aynı heyecanla başkasını övmeye başlar. Sanki dün söylediklerini kendileri söylememiş gibi davranırlar.
Bu insanların ortak özelliği, kişiliklerini ve düşüncelerini sağlam bir zemine oturtamamış olmalarıdır. Onlar için önemli olan doğruyu savunmak değil, güçlü olanın yanında görünmektir.
Güç kimdeyse ona yaklaşırlar. Makam kimdeyse ona saygı gösterirler. Hatta bazen saygının da ötesine geçip ölçüsüz bir övgü yarışına girerler.
Bugün bu tabloyu görmek için uzağa bakmaya gerek yok. Siyasette görüyoruz, bürokraside görüyoruz, sivil toplum kuruluşlarında görüyoruz, iş dünyasında görüyoruz.
Sosyal medya bu durumu daha da görünür hale getirdi. Bir konu gündem oluyor, herkes aynı cümleleri kuruyor.
Birkaç gün sonra rüzgâr tersine dönüyor, bu kez aynı kişiler tam tersini savunmaya başlıyor.
Çünkü mesele fikir sahibi olmak değil, kalabalığın içinde kaybolmamak. Popüler olanın yanında durmak artık birçok kişi için bir yaşam biçimine dönüşmüş durumda.
Aslında bu tavır ilk bakışta zararsız gibi görünebilir. Ancak toplumlara en büyük zararları veren alışkanlıklardan biridir.
Çünkü “gelen ağam, giden paşam” anlayışının hâkim olduğu yerde samimiyet kalmaz.
Eleştiri yerini alkışa, dürüstlük yerini hesapçılığa bırakır.
Oysa toplumların ihtiyacı olan insanlar bunlar değildir. Toplumların ihtiyacı, makam karşısında eğilmeyen, kişilere göre değil ilkelere göre hareket eden insanlardır.
“Gelen ağam, giden paşam” sözü, aslında bir atasözünden çok bir karakter teşhisidir. Bu söz bize, omurgasızlığın yeni bir hastalık olmadığını, asırlardır tanınan bir davranış biçimi olduğunu anlatır.
Her dönemin adamı olmak mı, yoksa her dönemde aynı duruşu koruyabilmek mi? Tarih, ikinci yolu seçenleri hatırlar. Diğerlerini ise yalnızca atasözlerine konu eder.