Bazı yazılar vardır; kelimeler akmaz. Çünkü yazdığınız şey bir olay değil, içinizde oluşan boşluktur.
Bugün de öyle bir yazının başındayım.
Yıllarca hayatımın bir köşesinde duran, varlığına alıştığım bir dostumu kaybettim.
*
Kamil Öz’ü ilk kez ilk gençlik yıllarımda fark etmiştim.
Beyaz denizci üniformasıyla evimizin önünden geçiyordu. Öğrenciydi. Ama yürüyüşünde öyle bir gurur vardı ki…
Saç tıraşı, ütülü üniforması, pırıl pırıl ayakkabıları; hepsi o gururun sessiz ama güçlü birer parçası gibiydi.
*
O görüntü, yıllar geçmesine rağmen hafızamdan silinmedi.
Sonra hayat bizi farklı yollara savurdu.
Yıllar sonra, emekliliğinin ardından Yenişehir’e döndüğünde yollarımız yeniden kesişti.
Sanırım 2005 yılıydı. Basit bir selamla başlayan ilişki, zaman içinde gerçek bir dostluğa dönüştü.
*
Öyle her gün görüşen arkadaşlardan değildik.
Dostluğumuz zamana yayıldı; acele etmeden, kendiliğinden büyüdü.
Önce ülke meselelerini konuştuk. Siyaseti tartıştık. Sonra sohbetlerimiz yavaş yavaş hayatın kendisine dönüştü. Anılar, aileler, sevinçler, hayal kırıklıkları…
*
Bir gün, “Senden laf çıkmaz.” diyerek kişisel hikâyelerini anlatır sonra konu mutlaka Kıbrıs Barış Harekâtı’na gelirdi.
Saatler süren anlatımları olurdu. Aynı olayın ayrıntılarını defalarca dinlediğim zamanlar oldu.
Bazen kendi kendime, “Neden bu kadar ayrıntılı anlatıyor?” diye düşündüğümü hatırlıyorum.
Sonra anladım.
Bunlar herhangi bir askerlik anısı değildi.
Hayatının en önemli dönemlerinden birini, güven duyduğu bir dostuyla yeniden yaşıyordu.
Belki de o günlerin unutulmamasını istiyordu.
Benim dikkatle dinlemem, onun için anlatmaya değer bir sebep olmuştu.
*
Aslında dostluk biraz da budur belki.
Sadece konuşmak değil, dinleyebilmektir.
Bizim sohbetlerimiz hiçbir zaman tek taraflı olmadı. Ben de yaşadıklarımı anlattım.
Hatta bazen aynı hikâyeleri tekrar ettiğimde bile yüzünde en küçük bir sıkılmışlık ifadesi görmedim.
*
Bugün geriye dönüp baktığımda fark ediyorum ki insanın hafızasında kalan, büyük olaylardan çok böyle küçük ayrıntılar oluyor.
Bir bardak çayın yanında edilen sohbetler… Birlikte geçirilen birkaç saat… Aynı konunun defalarca konuşulması… Ve bütün bunların zaman içinde dostluğun tanıkları hâline gelmesi…
Kamil Öz hakkında daha çok şey anlatabilirim.
Ama ne bir gazete köşesi buna yeter ne de kelimeler bir insanın bıraktığı izi bütünüyle anlatabilir.
Bugün elimizde kalan, birlikte biriktirdiğimiz anılar.
Onu artık göremeyeceğiz ama anlattıkları, dinlediklerimiz ve birlikte paylaştığımız zamanlar hafızamızda yaşamaya devam edecek.
*
Başta değerli eşi ile oğulları Mustafa Cem ve Kerem olmak üzere tüm ailesine ve sevenlerine sabır ve başsağlığı diliyorum.
Hoşça kal dostum…
Seni ben de özleyeceğim.