Yaşlanma takıntısı olan bir adam evine doğru giderken, yolun kenarına park etmiş bir kamyondan çimento torbalarını indiren iki genç gördü.
Onlara: “Kolay gelsin gençler! dedi. Gençler, yaşlı adama “Sağ ol amca!” dediler.
Yaşlı adam üç dört adım attıktan sonra geri dönüp gençlere seslendi. Dedi ki: “Bana Amca demezseniz çimento torbalarını taşımak için size yardım ederim. Gençlerin ne söyleyeceklerini beklemeden kamyonun yanına gitti ve çimento torbalarını taşımaya başladı.
Bu iş kırk dakika kadar sürdü. Amca tükendi, suratı kıpkırmızı oldu, öksürmeye ve belini tutmaya başladı. Bu duruma çok üzülen gençler ona teşekkür ettikten sonra şöyle bir uyarıda bulundular: “Bundan sonra sana amca demeyeceğiz ama sen artık çimento taşımayı bırak!”
68 ve 78 kuşağının romantik gençleri! Bu öyküyü sizin için anlattım. Sizin de öykünün yaşlı kahramanına benzer takıntılarınız varsa onlardan hemen kurtulun. Bu tür takıntılara gerek yok. Kendinizi kanıtlamak zorunda değilsiniz. Bu durum çok riskli ve çok komik.
Her yıl biraz daha yaşlanıyoruz. Zamanın artık sonsuz olmadığını anlamaya başlamanın zamanı geldi. “Olmak istediğim kişi olabildim mi? Neleri başardım neleri başaramadım?” gibi sorulara takılmanın size ne yararı var? Biraz önce söyledim: Hiç kimseye hiçbir şeyi kanıtlamak zorunda değilsiniz. Geçmişte takılıp kalırsanız çürürsünüz. Ahlarınızla vahlarınızla, pişmanlıklarınızla çevrenizdekileri bıktırmayın.
Kendinize haksızlık etmeyin. Şöyle bir deney yapın: Büyükçe bir kağıdın tam ortasından bir çizgi çizin. Çizginin sol tarafına başardıklarınızı sağ tarafına da başaramadıklarınızı yazın. Başardıklarınızın daha fazla olduğunu hayretle göreceksiniz.
Size teslim olmayı, köşenize çekilmeyi, geçmişteki deneyimlerinizi, birikimlerinizi, becerilerinizi ziyan etmenizi önermiyorum.
Dediğim şu: Siz, yirmili otuzlu yaşlarda değilsiniz. Yeni telaşlara, yeni arayışlara, yeni risklere gerek yok. Sakin olun ve hırslarınıza yenik düşmeyin: çünkü yaşınız ilerledi ve bu tür işler için yeterli enerjiniz yok.
Eski alışkanlıklarınızı revize edebilirsiniz. Sahip olduklarınızı korumaya ya da onları daha verimli alanlara yönlendirebilirsiniz.
Kendinizi yeniden donatmak gibi gereksiz atılımlardan ve yanılsamalardan uzaklaşabilirsiniz. Size yaşamınızı değiştirin demiyorum; yaşamınızın ağırlık merkezini değiştirin diyorum. Yaşam biçiminizi, kimliğinizi, rolünüzü değiştirin.
Hayatınızın dikiz aynasına daha dikkatli bakarak yol alın ya da mola verin. Enerjinizi, dikkatinizi, birikimlerinizi ve tecrübelerinizi değiştirebileceğiniz konulara yönlendirin. Psikolojik dengenizi bozacak eylemlere kalkışmayın. Huysuz bir ihtiyar olmayın.
Bir şey daha söyleyeceğim: Yaşam tecrübelerinizi hafife almayın. Siz bu hayatta sadece sıkıntı çekmediniz. İnsanları tanıma ve olayları analiz etme konusunda ustalaştınız.
Mesela herkesle yola çıkmamayı öğrendiniz. Beklentilerinizi azaltmanın önemini kavradınız. “Hayır” diyebilme gücünü elde ettiniz. Cahile laf anlatmaya çalışmanın zaman israfı olduğunu gayet iyi biliyorsunuz. Öğrendikleriniz arasında belki de en önemlisi şu: Dünya işleri bitmez.
Sizlere lüzumsuz birkaç öğüt vererek yazımı bitireyim: Kitap okuyun, satranç oynayın, kahvehanelerde pineklemeyin, değer verdiğiniz kişilerle bağınızı koparmayın. Kendi yaşınızdaki kişilerle fazla takılmayın. Hastalık hastası olmayın. Torunlar önemlidir. Onlar yaşam enerjisidir. Onlara bir şeyler öğretmeye çalışmayın; onlardan bir şeyler öğrenmeye çalışın.