Siyasette son dönemde yaşananlara bakıyorum da insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Biz sandığa neden gidiyoruz?
Bir belediye başkanını ya da meclis üyesini seçerken yalnızca bir isme mi oy veriyoruz, yoksa o kişinin temsil ettiği siyasi partiye, programa, anlayışa ve değerlere mi?
Elbette bir adayın şahsiyeti, çalışkanlığı ve kişisel itibarı önemlidir.
Ancak seçim pusulasında yalnızca isimler yok. O ismin yanında bir de parti var.
Seçmen tercihini yaparken bütün bunları birlikte değerlendiriyor.
O halde, seçildiği partiden ayrıldığında halktan aldığı siyasi desteği de beraberinde götürmemelidir.
Çünkü seçim sonucu kişisel mülk değildir. O oylar millete aittir.
*
Bence artık bu konuda açık ve net bir yasal düzenleme yapılmalıdır.
Seçilmişler, seçildiği partiden istifa ediyorsa görev süresinin sonuna kadar bağımsız olarak görevine devam etmelidir.
Bir sonraki seçimde istediği partiye katılsın.
İstediği partiden aday olsun.
Hatta yeniden halkın karşısına çıksın ve “Ben artık bu partideyim. Bana yeniden oy verin.” desin.
İşte o zaman ortada hiçbir sorun yok.
Bugün yaşanan tablo ise siyaseti giderek bir transfer piyasasına benzetiyor.
İstifalar… Parti değiştirmeler… Siyasi transferler… Pazarlıklar… Koltuk hesapları…
Ve bütün bunların ortasında bir gerçek unutuluyor: Sandıkta oy veren halk.
*
Artık bu tartışmayı kişiler üzerinden değil, sistem üzerinden yapmak zorundayız.
Bugün bir partinin başına gelen, yarın başka bir partinin başına gelebilir.
Bugün alkışlayanlar, yarın aynı uygulamanın mağduru olabilir.
Çünkü mesele hangi partinin kazandığı ya da kaybettiği değildir.
Mesele sandığın saygınlığıdır.
Seçmenin verdiği oyun anlamıdır.
Demokrasinin temelidir.
Artık yapılması gereken belli:
Kişileri değil, sistemi değiştirecek bir yasal düzenleme.
Çünkü demokrasi, yalnızca sandık kurmak değil; sandıkta çıkan iradeye sonuna kadar saygı göstermektir.