Dikkatimi çekti; botokslu olan, botoksluyu anında tanıyor.
Hatta bazen insanın yüzüne bakıp neresi doğal, neresi müdahale görmüş; neresi kendiliğinden, neresi sonradan düzeltilmiş, sıralayabiliyor.
Botoksun kendisiyle bir derdim yok.
Kimi estetik kaygıyla yaptırır, kimi tıbbi bir gerekçeyle. İnsan bedenine ilişkin bir tercihtir.
Her tercihin olduğu gibi bunun da kişisel bir tarafı vardır.
*
Benim derdim başka.
Ben hayatın botokslu hâlini düşünüyorum.
Çünkü sadece yüzlerimiz değil, hayatlarımız da botokslanıyor.
Kırışıklıklarımızı gizlemekle kalmıyoruz; hayatın kırışıklıklarını da kapatmaya çalışıyoruz.
Biraz düzeltelim, biraz parlatalım, biraz olduğundan farklı gösterelim, biraz da kusurları görünmez yapalım.
Sonra ortaya pürüzsüz görünen ama dokunduğunuzda gerçek olup olmadığını anlayamadığınız hayatlar çıkıyor.
*
Sosyal medyada herkes mutlu.
Herkes başarılı. Herkes güzel. Herkes seyahatte. Herkes bir şeyler kutluyor.
Yani, herkesin hayatı yolunda.
Ama nedense kimse geceleri yatağına başını koyduğunda ne düşündüğünü anlatmıyor.
Çünkü çağımızın en yaygın botoksu belki de “mış gibi yapmak.”
Mutluymuş, güçlüymüş, zenginmiş, bilgiliymiş, seviyormuş, seviliyormuş gibi…
Hatta bazen insan, kendisine bile iyiymiş gibi davranıyor.
İçinde kocaman bir boşluk varken yüzüne küçük bir tebessüm yerleştiriyor.
Hayatın botoksu biraz da budur işte.
*
Siyasete bakıyorum…
Orada da botokslu yüzler, botokslu cümleler görüyorum.
Sorunların üzerini kapatmak, sorunları çözmekten daha kolay hâle geliyor.
Ekonomide rakamların yüzüne makyaj yapılıyor.
Başarısızlıkların üzerine başarı hikâyeleri sürülüyor.
Yanlışların üzerine büyük laflar yapıştırılıyor.
Gerçek can yakıyorsa, gerçeği değiştirmek yerine anlatımını değiştiriyoruz.
Bir bakıyorsunuz başarısızlık “stratejik geri çekilme” olmuş.
Hata “tecrübe”ye dönüşmüş.
Eleştiri “ihanet” sayılmış.
Sorgulamak “kötülük” olmuş.
Gerçek ise bir köşede, botokssuz hâliyle duruyor.
*
İlişkiler de botokslu
Arkadaşlıklarımızın da botokslanmış hâlleri var.
Birbirimizi gerçekten merak etmek yerine birbirimizin hayatını sosyal medyadan takip ediyoruz.
Aramıyoruz ama “iyi ki varsın” yazıyoruz.
Yanına gitmiyoruz ama fotoğrafının altına kalp bırakıyoruz.
Bir insanın gözünün içine bakıp “Nasılsın?” demek yerine, hikâyesine bakıp hayatı hakkında fikir sahibi olduğumuzu sanıyoruz.
İlişkilerin kırışıklıklarını kapatıyoruz.
Ama kırışıklıkların altında ne olduğunu sormuyoruz.