Eski harmanlar(2)

Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

Haziran ayının en geç son haftasında arpaların harmanı yapılırdı. Tarlada yığın halinde bekleyen arpalar, sabah namazından önce geniş kanatlı tatar arabalarına fildişine benzer üç uçlu uzunca saplı “Anadut” diye adlandırılan aletlerle biçilmiş ekin yığınları arabaya ustaca yüklenirdi.

Tatar arabasının orta bölümüne harman evi denirdi. Kanatların uzunluğu üçer metre olup, parmak araları 30-40 cm. idi. Ön tarafında ön kapak bulunurdu. Yığınlar birbirlerine bağlantılı olacak bir şekilde dengeli yerleştirilirdi. Arabayı sarmak işlemi bittikten sonra, ailenin en tecrübelisi öküzleri yedeğine alırdı. Ağır, ağır tarladan çıkarken sağa, sola yalpa yapan uzun kanatları dengelemek için, bir-iki kişi kanatlara asılarak dengeyi sağlardı. Harman alanına getirilen bu ekin yığınları 2-3 sefer yapılarak taşınırdı. Bu sayı düven sayısına, koşulacak hayvan adedine de bağlı olurdu. Hele traktörle yapılacaksa 4 seferde olurdu. Bu ekin yığınları eşit oranda yayılır, harman yeri daire şeklini alırdı.

Dağlık veya bayır olan köylerde demetler tatar arabalarına takılan kimi yerde “Angıç”, bazı yerlerde “Seren” denilen parmak kanatlı arabalarla harman yerine taşınırdı. Demetlerin bağları çözülerek, düzenli ve dengeli bir şekilde yaydırılan ekin yığınlarıyla harman yeri hazırlanmış olurdu.

İkili dövenlere çift öküz veya manda koşulurken, tekli dövenlere ise çift veya tek at koşulurdu. Harman yerinde dairesel dönülerek ekin başaklarının daha kısa zamanda ezilmesi, tanelerin başaktan ayrılması, için dövenlere ağırlıklar konurdu. Dövenlerin üstünde hayvanları yönlendiren biri bulunurdu. Harmanın ilk zamanlarında huysuzluk eden hayvanları yedekleyen bir kişi olurdu. Özellikle hayvanların dışkısı harman alanına düşmemesi için dövende bulunan kişi buna özen göstermek zorundaydı. Bunun için kürek veya büyük bir teneke ile dışkısını yere düşürmeden elindeki kaba doldurmak hüner gerektirirdi. Aksi halde harman alanına düşen hayvan pisliklerinin üstünden döven geçtiğinde dövenin altı ekin saplarını sararak toplardı.

Her yeri eşit oranda ezilen harman alanı önce “Diren” dediğimiz anadutun biraz daha küçüğü olan el aletleriyle ile 2-3 kez aktarılırdı. Öğle vakti geldiğinde yemek ve uyku molası en çok özlenen zamandı. Hem koşumlu olan hayvanlar biraz soluklanırken, İnsanlarda bu yoğun sıcakta gölge için çardak altında mola yapardı.

Evden gelen yemek hasır üzerine serilmiş bir sofra etrafında kaşık istifi gibi dizilerek bir tek yemek kabından tahta kaşıklarla birlikte yenirdi. Yemek sonrasında içilen yayık ayranına, kesilen kavun-karpuzun tadına doyulmazdı. O zamanlar su, sokak çeşmelerinden sebil olarak akar, her türlü su ihtiyacı bu çeşmelerden sağlanırdı. Bu sular “Soğuk su” yazan testilerde muhafaza edilir, testi ağzının mutlaka kapalı olmasına özen gösterilirdi. Köylerde ise önünde geniş oluğu bulunan ve her daim akan çeşmeler olurdu. Merada ise ya tulumba ya da çıkrıkla çekilen kuyular bulunurdu. Buralardan da içme suyunu kullanmak mümkündü. Harman yerinde kana kana su içmek herkese büyük keyif verirdi. Ne tuhaftır ki; harman sonuna kadar aşırı sıcaklardan olacak ki, alt dudağı yalama olan insanlara sıkça rastlanırdı. Onun da çaresi o zamanların meşhur Pertev Kremini kullanmaktı.

Moladan sonra tekrar dövenlere binilir dairesel turlara başlanırdı. Şayet saplar direne gelmiyor ise, bu kez çatal gibi beş uçlu diren gibi saplı “Yaba” dediğimiz aletlerle harman alanı iki üç kez aktarılıp dövenlerle dönülerek, son yabada harman zemini kontrol edilir, tanesi ayrılmamış başak yok ise harman sona ermiş olurdu.

 

 

 

 

 

 

 

 

Balcı ailesi harman yerinde sıyırga yaparken

 

Harmandaki arpa ve saman karışımı “Sıyırga” dediğimiz 30×60 cm ebadında 1.5-2 cm kalınlığında tahta parçasına çivi ile tutturulan kürek sapı ve yanlarından tahta payanda ile sabitlenen ahşap aletlerle toplanırdı.

Harman alanının güney kısmına sıyırgalarla toplanan bu yığına “Tınaz” adı verilirdi. Sıyırga sonunda harman zemini bazen çalı süpürgelerle süpürülür, tınaza atılırdı.

Tınaz, esen rüzgârın altında yabayı çok iyi kullanan 2-3 kişi tarafından atılır, şayet harman büyük olursa bu sayı 5-6 kişiye kadar da çıkardı. Yabayla rüzgâra doğru atılan tınazın taneleri çalışanların soluna düşerken, samanlar ise sağ taraflarına savrularak büyük yığınlar oluşurdu. Ta ki tanelerinden samanı ayrılıncaya kadar bu savurma işlemi devam ederdi. Tınaz atmada konu komşu da yardımcı olur, elbirliği ile yapılan bu işler daha kısa zamanda bitirilirdi.

Daha sonra arpa gözerine seç değneği takılarak arpalar gözerden geçilerek elenirdi. Bu gözeri kullanmak ustalık işiydi. Çünkü gözerden geçen tanelerden sonra üste kalan kesmiği tek bir hareketle aynı noktaya atmak öyle kolay değildi. Temmuz ayı başına kadar arpa harmanı sona ererdi. Hasat edilen ürünler, kapalı mekânlarda muhafaza edilip, sıkça karıştırılarak kurutulur, sonrasında ya çuvallara konur ya da ambara atılırdı.

Arpa harmanından sonra buğdayların harmanı olurdu. Arpa harmanı nasıl olduysa buğday harmanı da aynı şekilde yapılırdı. Bir tek farklı olan gözer olurdu. Çünkü her ürünün gözeri adına özeldi. Büyüklerimizin söylediği gibi “Buğday harmanı temmuz ayında başlayıp, ağustos ayına girmeden bitmeli” sözü çok önemliydi.

Çünkü ağustos ayının 15’i yaz, 15’i kış derlerdi. Ayrıca, ağustos ayında tınazı savuracak rüzgârı bulmakta güç olurdu.

Harman sona erdikten sonra, sadece harman yerinde kalan saman yığınları olurdu. Bunları samanlığa “Manış” kanatlı arabalarla geceleri taşımak çok eğlenceli olurdu. Bilhassa köylerde imece usulü gibi yardımlaşarak taşınan bu son harman tozunu da kaldırmak adettendi.

Bu tozu kaldırmak için mutlaka Bursa’ya gidilir, hamam sefaları yapılarak, harmanın tozu böyle atılırdı. Bursa ya giderken beraberinde götürülen, börekler, çörekler, kurabiyeler vs. yiyecekler hep birlikte müsait olan yerlerde yenilir, içilirdi. O yıllar Bursa’ya gitmek gerçekten bir ayrıcalıktı.

Yıllar sonra hayvan ve emek gücü, yerini motor ve makine gücüne bırakarak günümüzde bütün harmanların biçerdöverler ile yapıldığına tanık olmaktayız. Adı bile unutulan bu kültür ve geleneklerimizin her daim anılması ve de göz ardı edilmemesi için; bir dilim ekmeğin ne zor şartlar altında yetiştirildiğini bilmek zorundayız.

Anadolu insanının “Nimet” dediği hayatımızın bir parçası olan bu gıdamızın yerinde tüketilmesi, çöpe atılmaması dileğiyle.

Bu makaleyi bilgi ve belgeleriyle zenginleştiren, Emekli Öğretmenlerimizden; Hasan Bingöl’e, Ali Erdoğan’a ve Hüseyin Kaymak’a, ilçemiz eşrafından Burhanettin Duğan’a, Kamil Kıryak’a, Ziya Mançolar’a, ve de Örencik (Süleymaniye) köyünün sevimli simalarından Ahmet Yılmaz’a teşekkürlerimi sunarım.

0
mutlu
Mutlu
0
_zg_n
Üzgün
0
sinirli
Sinirli
0
_a_rm_
Şaşırmış
0
vir_sl_
Virüslü
Eski harmanlar(2)

Yorumlar kapalı.

Uygulamayı Yükle

Uygulamamızı yükleyerek içeriklerimize daha hızlı ve kolay erişim sağlayabilirsiniz.